Share

Çok Beklesek De Devamı Gelmeyen Efsanevi 10 Oyun

Share on Pinterest
Paylaş.










Submit

 

Bir oyunun aynı anda hem efsanevi olması hem de devam halkasının hızlı hızlı makyajlanıp pazarlanmamış olabilmesi mümkün mü? Bu günün şartları içerisinde söz konusu olmayabilir fakat bir zamanlar konsollarımızın, PC’lerimizin hakkını veren, daha sonraki yıllarda büyük bir iştahla devamını beklememize rağmen zaman içerisinde sıkılıp, tüketme tutkusundan vazgeçtiğimiz oyunlar da gördü bu yaşlı ve yorgun gözlerimiz!

Peki işin sırrı neydi? Ne oldu da en ufak bir fikri sömürmek için geç kalmayan ensesi kalın yapımcılar, devam etme potansiyeli olan bu oyunların üzerine gitmeme kararı aldılar? Her biri evrenin bize sunduğu “bozulmaması gereken” birer lütuf muydu, yoksa birileri yapımcı olacak bu heriflere açık açık tehdit mektupları falan mı yağdırdı? Sebebi ne olursa olsun bu oyunların devamı gelmedi ve her biri şu an kendilerini deneyimleme şansına erişmiş biz ölümlülerin anılarında, bozulmamış bir biçimde yaşamaya devam ediyor!

 

Another World

Another-World

Bilimkurgunun “mantık” kısmına kafamızın pek de basmadığı dönemlerdi o dönemler. Amiga’da sabahtan akşama kadar Sensible Soccer oynayarak çürüttüğümüz beyin kıvrımlarımız da daha fazlasını kabul etmezdi zaten! İşte böyle bir dönemde hayatımıza “partikül hızlandırıcı” gibisinden gereksiz bir kelimeyi sokmakla kalmamış, bu fikir üzerine koskoca bir bilimkurgu oyunu inşa etmişti Another World. Sırf bu yüzden bile, yapımcıların ellerinden sulu sulu öpebiliriz.

Hepimizin piksellerini kıskandığı Siyah Ferrari bir taraftan, asimetrik karton göz kapakları diğer taraftan, kadınlar hamamı basma geyiği de beri taraftan dört bir yanımızı sarmıştı. Bu kadar gereksiz detay, bizleri başka bir gezegene gidip, köle edilen fizikçi dostumuzun öyküsünden uzaklaştırmaya da yetmedi hani. Döneminin en başarılı grafiklerine ev sahipliği yapan oyunun en önemli tarafıysa toplamda 30 dakika civarında seyreden süresine rağmen aylarımızı hibe edip bitirememiş olmamızdı!

Bir tutam Maymunlar Cehennemi alıp, üzerine de dönemin bilimkurgu trendlerini serpiştirirseniz, Another World’ün kıvamını rahatlıkla tutturabilirsiniz. Bacağımızı zehirleyen sürüngenler, peşimizden kovalayan aslanlar, sinirlerimizi harap eden gezegen sakinleri de cabası! Ne var ki Another World, dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda sinematografik zenginliği ve öykü işleyişi açısından gönüllere taht kurmayı başarmış, etkileyici finaliyle de vazifesini yerine getirerek bizlere veda etmişti.

Peki yıllar sonra Another World ile karşılaşsak ne yaparız?  Büyük ihtimalle böyle bir girişim, çocukluk dönemimize dair son bakir hatıraya sağlam bir tecavüz olabilir. Özellikle video oyunlardaki öykü anlatım konseptinin, popüler sinemayı geride bıraktığı böyle bir dönem ile bir şeyleri anlatabilmenin çok daha kısıtlı imkânlar dahilinde olduğu 80’ler konseptini; kurbanlarını bir yastıkta eşek cennetine sürükleyecektir…

 

Heart of Darkness

Heart-of-Darkness

Şimdi biz bu oyunu övmeye neresinden başlayalım ki? Şahane atmosferinden mi başlayalım? Lewis Caroll’un hakkını veren en güzel “aparmalardan” biri olduğunu mu iddia edelim? Bruce Broughton’un leziz müziklerine mi övgüler yağdıralım? Açıkçası ne yapmamız gerektiğini tam olarak kestiremedim!

Eric Chahni ve saz arkadaşlarının 4 yıllık el emeği ve göz nuru var ortada. Her ne kadar 1999 gibisinden oyun bolluğunun yaşandığı bir dönemde karşımıza çıksa da, altın çağını yaşayan platform türünün en değerli taşlarından biridir. Diğer taraftan ilgi çekici derecede yukarıda öve öve bitiremediğim Another World’e de benzemektedir.

Interplay’in eseri olan Heart Of Darkness, tüm sevimliliğine rağmen de garip bir ürkütücülüğe sahiptir.  Köpeği Whisky’nin peşinden Darklands topraklarına sürüklenen Andy adındaki mucit veledin macerası, 90’larda karşımıza çıkan en okkalı fantezilerden birine kapı açmıştır. Bu gün baktığımızda özellikle indie piyasası, Oddworld ile birlikte HOD’a çok ama çok şey borçludur! Bu konuda abartıdan hayli uzağım!

 

Jersey Devil

Jersey-Devil

Eğer Jersey Şeytanı efsanesiyle, X-Files dizisinden önce bu oyun ile tanıştıysanız; bu şanlı hilkat garibesini ciddiye alabilmeniz oldukça zor. Dr Knarf adındaki bir psikopatın laboratuvarında yarattığı devasa meyve ve sebzelerden şehri kim kurtaracak dersiniz? Neyse ki iyilik sever ve gereğinden fazla sevimli Mor Şeytan’ımız böyle günler için hazır ve nazır!

Platform oyunlarının altın çağını yaşadığı bir dönemde Jersey Devil, gözden kaçanlar arasındaki yerini almıştı ne yazık ki. Oyun Jersey Devil mitini kendi çapında alaşağı edip, yepyeni bir çehreye kavuştururken; dönemin platform trendi haline gelen “canavar meyve – sebze” klişesini de alabildiğince sömürmüştü. Yine de türün bir başka orta karar örneği olan Tonic Troble’a oranla biraz daha karanlık, kasvetli ve yarım merhale daha eğlenceli olduğunu da söylemek gerek.

Platform arenasındaki çok daha dişli rakipleri Croc, Spyro ve Rayman bugün alıp başını yürümüş veMediEvil gibi kendine has bir örnek tek başına zirveye yerleşmiş olsa da Jersey Devil bir avuç platformsever tarafından deneyimlenmiş ve kısa sürede sonra da usullere uygun olarak toprağa verilmiştir… Yazık!

 

Sanitarium

Sanitarium

Gelmiş geçmiş en iyi adventure oyununun kazara devamı ya da remake’i falan yapılacak olsaydı kopacak gürültüyü, sokaklarda yakılacak pc’leri ve konsolları, oluşacak total kaosu, kültürel histeriyi, yağmalanan alış veriş merkezlerini, etrafa saçılan boş kurşun kovanlarını göz önüne getirebilmek hiç de zor değil.

ASC Games, bu oyunu makyajlarken sağ salim bu günlere gelebileceğini ve oyunseverler üzerinde ilk günkü etkisini muhafaza edebileceğini tahmin edebiliyor muydu bilinmez lakin Sanitarium, adventure konseptine dair kolektif hafızalarımıza ortak bir payda kazımakta çekinmedi.

Büyük ihtimalle bal kabağından gerçekten nefret etmemizi sağlayan ilk oyun olmakla birlikte, bu gün bile kendine has karanlık atmosferini taklit edebilmek oldukça zor görünüyor. Başından sonuna kadar adının vadettiği gibi oyunu oynadığınız kendi genç odanızı kısa sürede tımarhaneye çevirecek kadar sinirlerinizi kurcalayan bir mahsul var karşınızda.

Amnezi mevzusunu ilk defa bir oyuna sokuşturan Dreamforge’giller, kanatları altından çıkan bu en iddialı yapım ile oyun başından başından kalktığınız anda kafanızda çınlanan “Seek The Truth!” sesinin de icat sahibi olmuştur…

 

Star Wars: Jedi Knight – Jedi Academy

Jedi-Academy

Jedi Academy, bir Star Wars fanatiğinin fantezilerinin büyük bir çoğunu içerisinde barındırıyordu. Bir Padawan’ın ayı boğan bir ustaya dönüşme sürecinde, Star Wars evrenine dair ne var ne yok vitrine dizmesi bile, oyunu birkaç defa oynayabilmemiz için yeterli bir bahaneydi.

Nitekim bu lezzetli  Jedi güzellemesinin ardı gelmedi… Diğer taraftan gelmesine gerek var mıydı o da tartışmalı. Ne de olsa Lucas ve saz ekibi, daha sonra Force Unleashed ile genç padawanları güce fazlasıyla doyurdu. Ama Star Wars evrenine dair ne varsa büyük bir bonkörlükle sergilenen Jedi Academy’nin bu kendine has zenginliği öyle yüksekti ki ardından gelen ve neredeyse bambaşka bir konsept ile yıkanıp yağlanmış olan Force Unleashed’e e pek çok kişinin kanı bir türlü ısınamadı.

Grim Fandango

Grim-Fandango

Muhtemelen asla devamı gelmeyecek devamı gelirse de semavi dinlerde anlatıldığı gibi dünyanın sonu gelecek, kıtalar ayağa kalkacak; gökyüzü denizlerin milyonlarca galon suyunu birkaç saniye içerisinde içip bitirecek veyahut Güneş Sistemi’ndeki tüm diğer gezegenler bir araya gelerek dünyamıza kafa göz dalacaklar. Geçtiğimiz E3′te açıklanan yeniden yapımı dahil değil tabii ki bu önermeye.

Ruhlar dünyasındaki pazarlama mekanizmasını alışık olmadığımız türden bir yaratıcıkla bizlere sunanGrim Fandango pek çoğumuzun ergenlik dönemine dair hatırlanası en kaliteli hadiselerden biriydi kuşkusuz!  Alışık olmadığımız türden grafikleri, ağızlarımıza dolanan “This little lamp of mine I’m gonna let it shine” nakaratı, temiz oksijen gibi kafada dağılan öykü anlatımıyla gelmiş geçmiş en iyi adventure oyunları arasında ilk 3’e alınması hiç kimseyi rahatsız etmeyecektir.

Lucas Arts’ın ellerinden çıkan en iyi işlerden biri olan Grim Fandango, kaliteli göndermeleri, yüksek mizah anlayışı ve buram buram yaratıcılık kokan ufak dokunuşlarla; sadece adventure klasmanının değil, hayatımıza mizah sosuyla giren envai çeşit mahsulün de başını çekebilecek ayardaydı şüphesiz! Öldükten sonra çiçeğe dönüşen faniler fikrinin çıkış noktasını fazla uzaklarda aramayın!

Bu gün yedinci sanata diklenen, hatta diklenmekle kalmayıp iki üç sağlam tokat atan oyun dünyasındaki mevcut sanatsal palazlanma evresini başlatan oyunlar arasına da alabiliriz Grim Fandango’yu… Video oyun müessesesinin tüm kartlarının sadece kaliteli görsellik ve tuş eskitecek sert oyunculuktan ibaret olmadığını, bir oyundan keyif almanın en önemli ölçütünün “iyi yazılmış olma” özelliği taşıdığını da sıklıkla hatırlatmıştır oyun severlere… Bu gün geriye dönüp baktığımızda, etkisinden hiçbir şey yitirmemiş olduğunu iddia etme sebebimiz de tam olarak budur!

 

40 Winks

40-Winks

Dürüst olalım; 40 Winks efsane falan değil… Ama efsane potansiyeli taşıyan kaçmış bir fırsat olarak görülebilir. Kendine has atmosferi, yine kendine özgü karakterleriyle eğlenceli bir gece yarısı alternatifi olan 40 Winks; ne yazık ki platform oyunları açısından oldukça zengin bir alternatif seçeneğine sahip olduğumuz öyle bir dönemde geldi ki, kelimenin tam anlamıyla “arada kaynadı”.

Ergenliğe adım atmış oyun severler için biraz hafif kaldığından kelli “çocuk oyunu” olarak değerlendirilse de; 40 Winks’in gözümüzdeki ilk intibası sağlamdı! 1999 çıkışlı oyun, deneyimleyen az sayıdaki oyun severi memnun etmiş olmasına rağmen, daha geniş kitlelere ulaşmayı başaramadı.

Eurocom tarafından geliştirilen ve Sony için çok da hayırlı olduğunu iddia edemeyeceğimiz oyun, bu gün indie piyasasının pek sevdiği “kahramanın bir süreliğine daha işlevsel hale dönüşmesi” geyiğinin fikir babalarından biridir. 6 farklı kâbuslar dünyasında kah robota dönüşmek kah canavar olmak kimi zaman da ninjitsunun nimetlerinden medet ummak mümkündü! Ama “Wink”ler ile olan ezeli mücadelemizin ardı ne yazık ki gelmedi!

 

Battletoads

Battletoads

Ninja Kaplumbağalar ile büyümüş olan bir neslin önüne Battletoads’u verirseniz eğer, saatlerce yutmadan çiğneyebilirler bu şark kurnazlığını.

Gelgelelim Ninja Kamplumbağalar’a rakip olarak çıkarılan bu mavra meraklısı, kas yığını kara kurbağalarının ömrü ne yazık ki hasımları kadar uzun olmadı. Kabul, bir ara Battletoads in Battlemaniacs çıktı, ama çok ses getirmedi. Hatta Double Dragon ile olan manevi iş birliği bile, bu sinir bozucu kara kurbağalarının unutulup gitmesine engel olmadı.

Totalde en işler hamlenin, rakiplerimizi kafalarına vura vura yere gömmek olduğu bir oyuna göre, sinir krizleri geçirmemizi sağlayacak kadar zor bir oyundu Battletoads. Oyunseverler olarak her yeni güne parmaklarımızın eklem yerlerindeki ağrılarla uyanmamızın da en önemli sebebiydi.

Aslında bu günün koşulları için bile fazlasıyla ucuz sayılabilecek bir ticari üç kağıtçılığın eseri olanBattletoads, alternatifler konusunda şimdiki gibi geniş seçeneklere sahip olmayan oyun severlerin sessizce kabullendiği bir aksiyon oyunuydu. Tamam! Belki ninja rakipleri kadar büyük bir fenomene dönüşüp, tüketim pastasından yapımcılarının göbüşlerine büyük büyük kaloriler konduramadılar belki ama video oyun olarak her halükarda bir adım öndeydiler… Nitekim bu galibiyetin devamı gelmedi.

 

Captain Commando

Captain-Commando

İşte arcade salonlarını baştan aşağı zangır zangır zangırdatan bir aksiyon oyunuyla karşı karşıyayız!Captain Commando’nun adını ağzımıza almadan evvel kafamızda şapka, bere vs var ise lütfen çıkarıp, göğsümüze doğru indirelim.

Yolu bir şekilde arcade mekânlarına düşmüş olan dostlarım, Captain Commando’nun, Street Fighter, Final Fight, Cadillacs & Dinosaurs ve Tekken ile birlikte en çok tercih edilen oyun olduğunu bilirler! Tabi daha sonra bütün bu oyunlar Callus kanatları altında yeniden oyunseverlerle buluştu ve biz ölümlü arcade tutkunları, jeton paralarından muaf bir şekilde bu oyunları saatlerce oynayabilme şansına eriştik!

Gel gelelim 1991 yılında karşımıza çıkan bu fütüristik aksiyon oyununun akıbeti, “oyun salonlarındaki” diğer rakipleri gibi olmadı. Bu CC’nin bozulmamış olmasını sağladı tabi. Diğer taraftan da piyasada bu kadar emsali varken, bir yumruğun da Captain’dan gelmemiş olması hayırlı da oldu.

Captain Commando ne demekti peki? Özetle, bayramda büyük bir şevk ve zevk ile topladığınız harçlıkların sadece birkaç saat içerisinde, jetin parasına hibe edilmesi demekti. Fakat yaşadığımız o abuk deneyim kesinlikle oyunu birkaç dakika daha fazla oynayabilmek için harcadığımız paranın her kuruşuna değdi.

    

Akuji the Heartless

Akuji-the-Heartless

Listedeki oyunların büyük bir kısmı hemen hemen doksanların ikinci yarısına tekabül ettikleri için özellikle ABD’de kendilerinden “Clinton Döneminin Oyunları” diye bahsedilir. Çok renkli oyun evrenine sahip olanAkuji de bu oyunlardan biridir.

PSX’in incilerinden biri değildi belki ama oyunseverler tarafından keyifle tüketildiğine de şüphe yoktu.Eidos’un bu kısa süreli platform – aksiyon kırmasına dair bu gün söyleyecek çok iddialı cümlelerimizin bulunmama sebebi de; Akuji’nin kolektif hafızalarımızda çok da fazla yer edinememiş olmasıyla ilişkilendirilebilir.

Emektar dedektif John Shaft, nam-ı diğer Richard Roundtree’nin seslendirdiği Akuji; ilginç maskesi (yoksa suratı mıydı?), garabet düşmanları ve kendine has yetenekleriyle ayrı bir yere koyulsa da, çok uzun soluklu olmayan bir maceranın parçası oldu! Elbette bunun en önemli sebebi Eidos’un elindeki altın yumurtalara abanarak, nitelik olarak oyun dünyasında çok daha fiyakalı emsalleri olan bu oyunu geri çekmesi de olabilir…

Akuji’yi özledik mi? Elbette hayır! Yine de yenilenmiş halini görmek iyi bir seçenek olabilirdi!