Share

İNGİLTERE’DE KIZLAR TEKLİF EDİYORMUŞ.

Share on Pinterest
Paylaş.










Submit

Sene 2007. İngiltere’ye ikinci gelişim.. (Bak bak yazının girişindeki havaya bak!)Birincisinde 10 yaşındaydım. Madam Tussauds müzesi, açık hayvanat bahçesi, hayvani porsiyon döner&patates cipsi haricinde pek bi’ bok hatırlamıyorum. Hani ilk sevişmen tırt geçtiyse yıllar sonra onu hatırlamak istemezsin ya o şekil bi’ his. Diyebilirim ki; 2007’de sanki İngiltere’ye ilk defa geliyorum.

Haso bir Türk erkeği olarak İngiltere  planlarım cebimde. 1- Şuraları şuraları gez. 2- İkili fişi üçlü ingiliz fişine çeviren zamazingodan almayı unutma. 3- O hatuna atla!… Ama… Hangisine? İşte that’s the question!

Yaradılış gereği midir yoksa yıllarca abilerimizin “olm turist karılar niye buraya geliyor? Oradaki herifler tırt! Bizim için geliyorlar” tatavasından mıdır nedir kendimizi bi’ dev aynasında görürüz. Türlü türlü edepsiz şakalar… “Madem ki Türk’sün göster de ürksün. Hohhahaho!”.. Ulan ibibik! Göstersen göstersen ne göstereceksin?Araştırması yapılmış. Ortada bi’ yerlerde geziniyor boyutlar. İnanmazsan al bak!

İngiltere’ye gidiyorum; ama kafamda net bir plan yok. Çok beğenirsem kalıp, yaşamayı düşünüyorum. O nedenle eşle dostla da bi’ çıtır vedalaşıyorum. Arkadaş hangi hemcinsimle muhabbet etsem laf dönüp dolaşıp aynı yere geliyor. “Oğlum bana bak. Dikkatli ol ha. Orada karıya kıza çok dalıp da kaybetme kendini” “Kanka bak ne diyeceğim. İngiltere’de kızlar teklif ediyormuş ha. Şaşırmayasın sonra” “Moruk İngiliz kızlar esmer adama bayılırlar. Sen de esmer,  kara kaş, kara göz. Seni şıpıdık terlikle yağmur altında, ayağında pantolonsuz kovalarlar” Bu son cümleyi kuran arkadaşın da -adı bende saklı- hayal gücünün cümle yapısına vurduğu sert baslar da fenaymış hakikaten.

Böyle üç beş arkadaş yorumu alınca ben bir havaya girdim. Aklımda şöyle bir mizansen oluştu: “Uçak biletim zaten British Airways’den. Orada yan koltukta muhakkak bir İngiliz kız olacak. O’nla tanışırız. Telefonunu alırım. Uçaktan inerken hostesle gözkırpışırız. Yaka kartından ismini alırım, internette bir şekilde bulurum. Pasaport kontroldeki hatunlar zaten beni görünce işi gücü bırakıp arkadaşlarıyla beni izleyecekler. Belki biri dayanamayıp görüşme odasına alacak. Zorla ve istem dışı ırzıma geçecek. Ben kendimi herşeye hazırlayayım da…” Bak buna tıp literaturü  bir isim koymamışsa ben koyayım: “Eş-dost gazıyla göt kalkması sendromu – Ass lifting by the gas of spouse-friends syndrome”

Havaalanından uçağa geçiyorum. Seksi olmasını hayal ettiğim hosteslerin yerine 70 yaşında kadınlar var. Yaşla ilgili bir takıntım yok da; iki santim güleryüz de olmayınca. Neyse diyorum kendi kendime… Heralde benim hostesler uçakları karıştırdı. Koltuğa oturuyorum. Yanımda olması gereken manita yok. Yerine babasını göndermiş. Kızımız da hintiymiş  herhalde. Çünkü baba hintli. “Bir baba hintliii hey Allah”… Ulan diyorum ister misin bunların hepsi bana şaka için saklanmış olsunlar. Birazdan “surpriseeee!” diye bağırıp koltuk aralarından çıkacaklar. Üstümü başımı parçalayıp başımızın üzerinden açılan oksijen maskeleriyle fantezi yapacaklar. Edeplice bekliyorum. Ama ııh! 3 saat kırkbeş dakika sonra yere iniyoruz hiç bir süpriz olmuyor. Biraz buruk, az da kırgın olarak çıkıyorum uçaktan. İşte Londra! “Hello London! I’m here! Yes this is me!”

O kadar eminim ki pasaport kontroldekilerle aramızda bir şeyler geçeceğine –çünkü öyle kodlandım Türkiye’de- pasaportumu bile çıkartmıyorum. Çıkartmıyorum da kadın istiyor. Herhalde netleştirmek istiyor kafasında. O Türkiye’den gelecek olan yakışıklı, esmer, kara kaş, kara göz yağız delikanlıyı bir netleyeyim diyor. “Ofcourse” diyorum. Al tatlım. Evet o benim… Kadın pasaportu alıyor. Uçakta verilen kağıda adresi neden yazmadığımı soruyor. Oooo. Bizim çocuklar haklıymış işte. Hatun direk adresimi istiyor. Seni şırfıntı seni! Yazalım tabii. Madem gerçekleşecek bu kavuşma o adreste olmalı, tamam yazalım. Yazalım da… Ulan ben adresi hatırlamıyorum ki.. Ben buraya gelirken teyzemde kalacağımı bilerek geldim. Evet bir adresi var; ama o adresi de salak gibi valize koydum. Adresi belirtemememden hoşlanmayan kadın başka bir kadını çağırıyor. Ooo işler iyice karıştı. Nasıl yani? Üçlü mü takılacağız? Yahu bu kadarına ben bile hazırlamamıştım kendimi. Vallahi mahcup ediyorsunuz. Bu tarz güzel fantezilerim yeni gelen kadının “Vizeniz sahte olabilir mi” abuk sorusuyla son buluyor. Birbuçuk saatlik bir kavga dövüşün ardından iki hatuna da elimi sürmeden ayrılıyorum havaalanından. Onlar düşünsünler! Hevesimi kaçırdı haspalar! Adresimi de vermedim. Beni de zaten bulamazsınız. Size mi kaldım ulan! Esmerim yakışıklıyım. Beni yerler burada be yerler!

Hee yerler… Londra’nın altını üstüne getiriyorum. Bildiğin sabah onda evden çıkıyorum, akşam sekizde dokuzda giriyorum eve.. Iıh! Hiçbir şey olduğu yok. E hani lan benim kara kaş kara göz? İlk haftayı atlatıyorum. Hafta geçerken de diyorum ki kendi kendime “Uyum sürecindeyim ondan herkes beni görmezden geliyor. Adam biraz dinlensin sonra grup dalarız diye düşünüyorlar”. Bu düşüncelerim üçüncü dördüncü haftanın sonunda yerini “Londra’dakiler ağzının tadını bilmiyor”a dönüşüyor. Biraz kuzeye doğru çıkıyorum. Leicester’a gidiyorum. Leicester’ın yüzde sekseni karma. Kalan yirmilik dilim has İngiliz. Ya da benim gözüme öyle geliyor. Diğerleri Hintliler, Pakistanlılar, Araplar, Çinliler, Türkler… Leicester İngiltere’nin Konya’sı. Dört cami var. Beş vakit ezan okunuyor. Diyorum “ne mübarek yere düştüm. Bu bir işaret olmasın” Bir iki gece dışarı çıkıyorum. Iıh tık yok.. Hiç hareket yok. Hani derler ya.. Yaprak kımıldamıyor.  Bir iki hafta burada takılıyorum. İmaj değişikliğine  gidiyorum. Saçların modelini değiştiyorum. Sakal bırakıyorum. Sonra kesiyorum. Yok yok yok… Olmuyor! Gözümü karartıyorum daha kuzeye Manchester’a gidiyorum. Aslında amacım gezmek. Ama tabii bilinçaltı başka sorgulamaların peşinde.. Kuzeye gittikçe de değişen hiçbir şey olmuyor… Artık benim basiretsizliğimden midir nedir ikinci ayım dolmasına rağmen İngilizlerin “çıkmak” için kullandığı “date”In “d”si gerçekleşmiyor. Her Pazartesi gazetelerin arka sayfasında hakkında “Yine dağıttılar” “Alkol ve seks” diye başlıklar atılan İngiltere’nin ortasında mastürbasyonla hayatını geçiren ilk gerzek olarak adımı altın harflerle yazıdırıyorum!

Tabii o zamanlar sene 2007, şimdi 2014… Aradan uzun zaman geçti. Daha uzun olursa sıkılırsınız diye İngiltere’de kızların teklif edip etmediğini netleştirme işini bir başka yazıya bırakıyorum, haberiniz ola… Ha bu arada… Yukarıda anlattığım konunun ne şekil devam ettiğini merak edenler varsa arz edeyim.. İngiltere’ye gittikten 3 ay sonra mıydı neydi anca bir kızla “date” yapabildim.. İnternetten bulabilmiştim… O da Türk’tü…

 

  • Batuhan Erdoğan

    Hahaha yine şahane bir yazı olmuş!